ŞEHRİMDE OLSAN...
5/8/2009 -Kategori: Denemeler
"Yitip giden günleri geri dönüp toplasam heybeme... Senli zamanlardan bir 24 saat çıkarsam. Fazla şey mi istemiş olurum? "
Uzaklıkların tükettiği bir aşktı bizimki. Şehrimde olsan ya da şehrinde olsam sokağında gizli bir köşede beklerdim seni. Çok özlediğim saçlarını izlerdim saklandığım kuytuda. Rüzgarın hafifçe dağıttığı, karışık saçlarını... Caddelerde gezerken seni arardı gözlerim. Bir köşe başından her an karşıma çıkacağını umut ederek yürürdüm. Kaderin seni bana getireceğine inanırdım için için. Gittiğin kafelere, beklediğin duraklara, bastığın kaldırımlara dökerdim gözlerimin nurunu belki görürsün diye. Belki seni bana getirirdi ayakların.
Şehrimde olsan ya da ben senin şehrinde, martıların kanatlarında asılı kalmazdı selamlarım. Bu kadar çok sevmezdim İstanbul’u. Bunca kederi yüklemezdim Kız Kulesinin omuzlarına, vapur güvertelerinde bırakmazdım içimin bir parçasını. Aynı şehrin sabahına uyanmak seninle, aynı keşmekeşte kaybolmak, aynı gökkubbenin yıdızlarına bakmak, kış ayazlarında üşümek, aynı ezan sesini dinlemek daha lezzetli olurdu şehrimde olsan.
Ağaçsız şehirler gibi kurak içim. Coğrafyası sarıya çalan bir şehrin sensizliğinde yeşile hasret gözlerim. Avuntum yok! Bir köşe başından karşıma çıkmayacağını, sokağımdan hiç geçmeyeceğini, aynı kaldırımlara basmayacağımızı, aynı yağmurda ıslanmayacağımızı bilmenin garip sızısı sarıyor içimi. Annesiz çocuklar gibi bir burukluk feth ediyor yüreğimi. Bu şehir öksüz, ben kimsesiz oluyorum seni düşününce. Uzaklık göğe uzanan bir duvar gibi dikiliyor önüme. İhtimalsizlik beni tüketiyor bu şehirde.
Oysaki şehrimde olsan ya da ben senin şehrinde…
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
OLMAK İSTERDİM...
21/7/2009 -Kategori: Denemeler
“Olmak isterdim” diyor şair. “Mihrabat korusunda yan yana yürümek seninle…”
Benim içimde yine bir İstanbul tütüyor, burnumun direğini sızlatan bir özlem kaplıyor her yanımı. Martıları özlüyorum aylar sonra ilk kez. Ne zamandır kanatlarına selam yüklemediğimi hatırlayamıyorum. Boğazın serin rüzgarı içime doluyor, gemiler geçiyor gözlerimde. Sen güvertesinde beliriyorsun bir Üsküdar vapurunun. Hali vakti yerinde bir rüzgar okşuyor güzel saçlarını. Saçların dağılıp gidiyor. Sen vapur güvertesinde uzaklaşıyorsun. Ben seni izliyorum içim burkularak. El sallıyorum görmüyorsun. Bakmıyorsun ki bana doğru. Çamlıcayı düşünüyorum sonra. Güzel bir akşam oluyor gözlerim. Gözlerinde benden kalanları topluyorum. Ellerim titriyor. Ne de olsa benden bir şey kalsın istemiyorsun. Bir fincan kahvenin telvesine, bir nefes nargilenin dumanına saklıyorum seni sonunda. İçime çekiyorum, hep bende kal istiyorum.
Sensiz, her şey sensiz. Herşeyde biraz seni bulmayı öğrendim. En sonunda sensizlikte seni buldum işte. Yokluğunla avunuyor gönlüm. Gidişine ağıtlar yükseliyor içimden. Susuyorum. Oysa ben de şair gibi Mihrabatta olmak isterdim. Kolkola yürümek seninle, boğazı izlemek. Üşümek, sokulmak sana. Olmadı be adamım. Ne sen benim adamım olabildin ne ben senin kadının… Kolkola yürüyemedik, beraber üşüyemedik, ağlayamadık. Sırtlanamadık hayatı. Aşkı taşıyamadık. Kolumuza birer yalnızlık taktık yürüyoruz. Kabullenmiş, başeğmiş bir yürümek bizimkisi. Ama özlüyorum seni. Çok özlüyorum bazı geceler. Her halin gözlerimde. Gülüşün içimin sızısı böyle zamanlarda. O zaman İstanbul oluyorsun. Gönlümün avuntusu martılar, vapurlar, biraz Kız Kulesinde ağlaşıyorum, biraz Galata ile söyleşiyorum. Başımı İstanbul’un göğsüne yaslıyorum. Sızımı dindirsin diye. Sakin dingin bir kucak buluyorum. Sonra sen yine gülüyorsun gözlerimde. Eyüp’ten güvercinler havalanıyor yana yakıla. Haliç’te bir hüzün çağlıyor, Cerrahpaşa ıssızlaşıyor biraz… Bakıyorum sol yanım kanıyor. Cayır cayır yanıyor Üsküdar. Çamlıca’nın yeşili soluyor, Mihrabat öksüz kalıyor bizsiz, Laleler boynunu büküyor. Sen gülünce içim çok acıyor.
Ve ben tam şu anda Mihrabatta, şu anda yanında olmak istiyorum…
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
HAYATI "ES" GEÇMEK...
15/7/2009 -Kategori: Denemeler
Hayatı es geçemek dedikleri bu olsa gerek. Biz birbirimize geç kalmamıştık, birbirimizi geçte bulmamıştık. Doğru zamanda, doğru yerde durmuştuk. Kurgu böyleydi. Milyonlarca insan arasından elimle koymuş gibi bulmuştum seni. Karşılaşmamızı isteyen ilahi bir kalem durmadan yazgıyı yazıyordu. Kim olursak olalım ve nersinde durursak duralım bu hayatın kalem böyle yazıyordu. Karşılaştık… Kaderde seni sevmek varmış diyorum zaman zaman kendimle konuşurken. Sevmek… Durdurulamaz bir şey. Aşk geldiğinde yüz çeviremiyorsun ondan. Ne gariptir ki ben bulduğum anda biliyordum seni seveceğimi ve seni sevdiğim ilk andan beri biliyordum beni sevmediğini. Pek çok şey olabilirdin hayatımda anlamıştım. Pek çok bakış görmüştüm gözlerinde. Ama görmek istediğim o tek duyguyu asla yakalayamadım. Yakalayamayacağımı bile bile yürüdüm ardında. Ben doğru kadındım senin için. Sen yanlış adamdın benim için.
Koca bir aşkı böylesine es geçmiş olmana içerliyorum. İçin için kızıyorum hatta. Karşılaşmamız kaderdi evet, ama ya yaşadıklarımız? Ya yaşadıklarım? Ne kadar zor olduğunu bilir misin özlenmeden özlemenin, asla gerçek olamayacak bir hayalin peşinde koşmanın yüreği ne çok yorduğunu bilir misin sen? Gecenin bir vaktinde uykundan uyanıp kısacık bir an için ağladın mı hiç? Belki de ağladın, belkide biliyorsun. Ama benimde bildiklerim var. Eğer ağladıysan benim için değildi, eğer özlediysen ben değildim özlediğin, eğer yorulduysan koşmaktan ben değildim kovaladığın. Öyleyse beni anlayamazsın.
Yıldızlardan bahsetmiştin bir gece. Sen hep yıldızını arıyordun, ıssız bir ada arıyordun kendine, sıkılmıştın yıldızını gölgeleyen bulutlardan. Sen hiç önüne bakmadın ki. Sen hiç gerçekten görmeye çalışmadın ki. Oysaki ayan beyan duruyordu yıldızın tam karşında. Sen hep bulutların ardına baktın. İnsan bazı şeyleri faredemiyor nedense. Bazen önümüzden geçip gidiyor fırsatlar. Anları kaçırıyoruz, insanları, köşe başında karşımıza çıkan fırsatları es geçiyoruz. Ben seni es geçmedim. Ben seni gördüm. Tanıdım. Biliyordum benim için çıktığını o köşeden, biliyordum karşılaşmamız gerekti. Doğrusunu istersen senin yanımdan geçip gideceğini düşünmemiştim.
Ve bu akşam, tıpkı dün akşam ve bu sabah ve bu öğlen olduğu gibi seni çok özlüyorum. Nedensiz ve amaçsız bir şekilde seni düşünüyorum. Seni unutmam gerekirken daha çok hatırlayarak ve sana olabildiğince kızarak seni özlüyorum bu akşam. Hala bulutların ötesinde arıyorsun, hala yanlış tarafa bakıyor gözbebeklerin. Yıldızın kaydı bilmiyorsun…
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
SENİ GÖZLERİNE GÖMDÜM…
10/4/2009 -Kategori: Denemeler
Bu benim kendime yazdığım bir masaldı aslında. Hiç var olmayan bir adama olan özlemim hayat buluyordu sayfalarda. Masalın misafirleri oluyordu, masal biraz ağlıyor, hiç gülmüyordu. Ama güzeldi. Ben bu masalı yaşıyordum tek başıma. Sadece görmek istediklerimi gördüğüm bir adamın bakmaya kıyamadığım gözlerinde bir masal yazıyordum. Yazdıkça büyüyordum, yazdıkça çoğalıyordum, yazdıkça kahroluyordum. Şimdi masalın son demini çoktan geçmiş uzak bir yaz akşamından okuyorum yazdıklarımı. O yaz akşamında ilk kez sana baktığım gözlerle okuyorum. Anlıyorum ki ben boşluğa bakmışım. Baktığım yerde kimseyi görmüyorum. Sol yanımdaki ağrı başını alıp gideli bir hayli zaman oldu. İçimde adını seslenen küçük kız, martılar ve vapurlar da çekip gittiler hoşça kal demeden. Ne de vefasızmışlar! Olmayan bir aşka selam taşıdıklarından kırgındır belki onlar da bana. Bilemiyorum. Her şeye rağmen yazılan onca satırın hatırına bir vedayı hak ettiğini düşünüyorum bu aşkın. Ben seni kalbime gömemiyorum giderken. Bunun için de belli belirsiz bir sızı gelip geçiyor içimden. Ara sıra hatırlayacağım, gülüp ağlayacağım, seni gizli gizli yaşatacağım kuytu bir köşe bulamıyorum içimde. Kocaman yüreğimde sığınacak küçücük bir yer kapamamış olmana kızıyorum için için. On yıl sonra ardıma dönüp bakınca gülüşünün sol yanıma bir iğne gibi battığını hissedeceğim bir yere koymak isterdim seni. Ne de olsa verdiğin acıda da bir lezzet bulmuştum ben. Özlemeyi, riyasız olmayı, doya doya sevmeyi tattırmıştım kendime seni vererek. Ama sen de sol yanımdaki ağrıyla birlikte çekip gitmişsin içimden. Bıraktığım yerlerde seni bulamayışım sanırım bu yüzden.
Dedim ya seni kalbime gömemiyorum, üzgünüm. Çünkü ben seni gözlerine gömdüm giderken. Gözlerinde gördüğüm korkuya, riyaya, gözlerindeki yalan bakışlara gömdüm. Asla kendine bile dürüst olamamış bir adamda unuttum seni. Buraya yazdığım hiçbir cümle gözlerine bıraktıklarım kadar soğutmadı içimi. Ne nefret kustum sana, ne kin, ne öfke. Kurşun gibi ayrılık sözleri de etmedim. Çünkü hiçbiri yoktu içimde.
Aşk vardı, kaybetmekten artık korkmadığım bir sen vardın, bir de gözlerindeki korku vardı. Gördüm seni. Korkularını gülüşlerinin ardına saklaman yetmedi. Bir kitap gibi okudum. Ne kadar sığda durduğunu, hayata nasıl eğreti baktığını, kenarda kalmayı nasıl sineye çektiğini gördüm. Asla benim gibi olamayacaktın, asla yetişemeyecektin hayallerime, asla aynı yerden bakamayacaktık hayata. Sen hayallerini küçük dünya telaşlarına satmıştın… Ben dünyayı hayallerime... Sen bana benzemiyordun, benzemeyecektin. Ben başından beri yanılmıştım. Anladım… Sen kendi sözlerinde öldün, kendi gözlerine gömdün kendini. Ben seni sana bıraktım giderken. Senden hiçbir şey almadım ama taşımaya cesaret bile edemeyeceğin koca bir aşk bıraktım sana. Her ne kadar fark etmekten çok uzak olsan da ben gittim. Hayatında olmamak üzere, sen gittin benden bir daha dönmemek üzere…
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Kumdan Kaleler...
1/1/2009 -Kategori: Denemeler
Kumdan kalelerim vardı benim. İçine sığındığım, saklandığım. Sağlam duruşlu ama yıkılmaya hazır kalelerdi beni gizleyenler. Bir gün bir dalga kumdan kalelerimi yıktı. Köpüklü sular alıp götürdü duvarlarımı. Savunmasız kaldım. Bu yüzlerce insanın içinde çıplak kalmak gibi bir şeydi. Bocaladım. Hayattan çok şey öğrendim zannederdim. Hazırdım kendimce ama gördüm ki bildiklerim hiçbir şey. Hayat kumdan kalelerin içinde değil dışında yaşanıyor. Yaralar aldım, hırpalandım, kötülükleri gördüm ama güzellikleri de gördüm. Cesur olmanın insanın verdiği hazzı gördüm, başarmanın zevkini, alın terinin karşılığını ve aşkı gördüm. Çıktım saklandığım yerden, şöyle kaş altından ters bir bakış attım hayata, meydan okudum cümlesine dertlerin, yılmadım, yorulmadım, yıkılmadım ve başardım.
“Elinde ne var?” diye sorarsanız, belki somut hiçbir şey yok. Hala yalnızım, hala parasızım, hala güvensizim biraz insanlara karşı ama mutluyum. O kadar iyi biliyorum ki bunu. Sabah kalkınca gülümsüyorum, yaşamayı daha çok seviyorum eskisinden. Çünkü benim umudum var. Belki asla gerçek olmayacak hayallerim var. Ama olsun ben kenara çekilmiyorum, uzaktan bakmıyorum, korkmuyorum, sinmiyorum.. Ben tam ortasındayım hayatın, ta içinde her şeyi sonuna kadar yaşıyorum. Ödenecek bir bedel varsa ödemeyi göze alarak, gözü karalıkla yaşıyorum. Anladım ki hayatın bize verdiği acılarda bile bir lezzet var, bizi besleyen şeyler gizliyor içinde. Kimini biraz daha olgun, kimini acımasız, kimini güvensiz yapıyor ama yine de katıyor hayat bize derslerini. Bakmayı ve görmeyi bilene her acının altında bir mutluluk saklamayı ihmal etmiyor. Umulmadık yerden, umulmadık sürprizler çıkarıp insanı tutunmaya zorlamak hayatın marifeti. Bulmaca gibi karışık ama çözümsüz değil.
Yaratıcı acıyı yaratırken umudu da yaratmış. Panzehir olsun diye, yaraları kapatsın diye. İnsana yeniden yaşayacak gücü versin diye umudu da yaratmış. Öyleyse karamsar olmak, korkmak, saklanmak değil yapılması gereken. Sadece yaşamak. Deli gibi, gözünü karartarak, her andan zevk alarak, risk alarak, düşerek, kalkarak ama yılmadan, yıkılmadan yaşamak. Yarın ölecek gibi ya da hiç ölmeyecek gibi yaşamak. Onun için birini özlersem yarını beklemiyorum artık, sevdiklerime sevgimi söylüyorum, benim için ne olduklarını, ne anlama geldiklerini hayat onları benden ya da beni onlardan almadan. Annemi daha sık öpüyorum, daha çok gülümsüyorum insanlara. Hayal kuruyorum, umut ediyorum, tırmalıyorum durmadan. Ben yaşıyorum. Dolu, dolu. Acının da dibine vuruyorum, sevincin de.
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı