Eda Tezcan
23 Takipçi | 22 Takip
16 02 2015

BU GÖZLER NELER GÖRDÜ / BİR SENARİSTİN HAZİN ANILARI 1

‪Rastladığım bir bölüm videosu beni eskilere götürdü. O proje bu proje derken unuttuğum, belki de beynimin karanlık köşelerine attığım, o günlerde beni üzen ama şimdi çok komik gelen sektör anıları hatırladım. Ve bunları ufak ufak paylaşmaya karar verdim. #Bugözlernelergördü başlığı altında yazacağım. Geçen isimler hayal ürünü, olaylar ve bahsedilen kişilerse tamamen gerçektir.   Bu gözler neler mi gördü? İstanbul'da ilk ayım. Adeta sudan çıkmış bir balığım. İzmir'den beyin göçüyle gelmişim. Herşeyi geride bıraktım. Çünkü büyüyünce senarist olacağım. İlk işimiz. Kendi hikayemizde 4 bölümü devirmişiz ve yayındayız. Az ünlü yapımcımız (ki kendisi eski bir senarist imiş! Ona Zühtü diyelim) bir gün beni arayıp, "ben 5. bölümü yazdım, sana mail attım, sen ona göre 6 dan devam et" diyor. İşi bırakıp telefonu kapatıyorum. Beynim de eror veriyor zaten. İşi bıraktık da İstanbul'a yeni gelmişim ve bir ay sonra kira neyle ödenecek hiç bir fikrim yok. Olsun Allah büyük diyorum. Zaten Zühtü'nün Projesi 10 bölüm sürüyor. O gün bu gündür iş yaptığını duymuyorum. O benim piyasadan sildiğim ilk isim oluyor smile ifade simgesi Şaka be şaka. Ben silmedim. Galiba hep kendi yazmak istedi. O yüzden bir daha da iş yapamadı.   Sonra bir mucize oluyor. Bu hikayede ondan Sungur diye bahsedeceğiz. Sungur bir senarist. Bütün yapımcıları da tanıyor. Çok sert, çok da egolu, çok da ağzı laf yapan biri. İşte tam aradığım senarist. Ondan birşeyler öğrenebilirim! Bana iş teklif ediyor. Hemen kabul ediyorum. Zaten başka tanıdığım hiç kimse de yok. Kabul etmeyip ne yapayım? İki halımı ve valizimi ... Devamı

01 11 2012

GÜVEN BUNALIMI

Güven bunalımı yaşıyoruz.  Feci halde!!! Paranoyak gözlerle bakıyoruz etrafa. Pek çok kişi potansiyel suçlu!!! İnsanlara güvenmekte zorlanıyoruz. Deniyoruz, tartıyoruz… Ölçüp biçiyoruz kafamızda, yorumlar yapıyoruz. Önyargılarımız var. Kısacık cümlelere uzun uzun senaryolar yazıyoruz. Kendi yazdıklarımıza inanıyoruz. Belki de önümüze çıkan yegane insanı bu yüzden kaybediyoruz. Hak etmeyenlere olmayan vasıflar yükleyip yalanlarla yaşamaya mahkum ediyoruz kendimizi. Kim bilir belki de hak edenleri “es” geçiyoruz. Hayat koşuyor biz duruyoruz. Arkasından koşmaya cesaretimiz yok. Çünkü uzun koşmayı göze alamıyoruz. Neden mi??  Biz kendimize bile güvenmiyoruz! Güvenmek… Ütopik bir hayal diyorum hep konuşurken. Sonra arkama bakıyorum… Güvendiklerime… Katıksız bir güvenle bağlandıklarıma ve değer kattıklarıma bakıyorum. Hançerin hep en yakından geldiğini görüyorum şaşırarak. Bunca yakınımıza aldıklarımızın ütopyamızı yerle bir edişine bakıyorum. Bunalımımızın ana kaynağını ayan beyan görüyorum. Öyle çok yara var ki ruhumuzda. Öyle çok kanıyor ki dizlerimiz. Çocuk zamanlarımızın tasasız günlerinde sanmışız hep kendimizi. Öyle bir zamanda kalmışız biraz. Kocaman bedenlerimizde hep çocuk yürekler saklamışız… Anlıyorum. Büyümemişiz!!!... Devamı

25 10 2012

BAYRAMLIK YAZI:)

Yaşlanıyor muyuz acaba? Mümkündür. Ben “Nerede o eski bayramlar?” diye sormaya başlayalı bir hayli zaman oldu. Bu zaman tam olarak artık büyüdüğüm için bana harçlık verilmemeye başlandığı zamanlara denk gelir ki bu da oldukça düşündürücüdür.  Beni çıkarcı biri olarak görebilirsiniz ama hayır hayır kesinlikle değilim. Bayram harçlığı kavramı benim çocuk olduğum o fi tarihindeki yıllarda ben ve çok kıymetli hemşirem Selda için büyük önem arz ederdi. Biz bayram gelmeden bir ay önce kaç para toplayacağımızı hesaplardık. Gece olup ışıklar sönünce yatakların içinde oturur uykumuz gelene kadar parmak hesabı ortalama bayram hasılatını çıkarırdık. Mutlaka şimdi de seviniyor çocuklar bayram harçlığına. Yeni alacakları play station ya da oyun cd leri, akülü arabalar, konuşan bebekler hatta bilgisayar için para toplamaya çalışıyorlar. Bizim zamanımızda teknoloji kocaman kasetlerle çalışan ve pek az evde bulunan videolardan ibaret olduğu için bizim böyle kaygılarımız yoktu. Bizim bayram paramızı gömdüğümüz klasik aktivitelerimiz vardı. Annelerden gizli olarak gerçekleşen bu eylem Güneş büfede tadını hala unutamadığım sandviçlerden kusana kadar yemekle başladı. O zaman şimdiki gibi adım başı sandviç mekanları yoktu ve şimdi yüzüne bakmadığımız bu gıda çeşidi bizim için besin zincirinin üst sıralarını işgal ediyordu. Tıpkı coca cola, bir zamanların fahiş fiyalı meyvesi muz, sadece Almanya'dan gelenlerin senede bir getirdiği Haribo ayıcık şeker gibi kıymetli bir şeydi sandviç. Yanında cam şişede buz gibi cola içilirdi. Colalarında tadı başkaydı diyeceğim o zamanlar ama siz beni fazla melankolik bulacaksınız diye demiyorum :) G... Devamı

30 08 2012

RÜYA

  Uyuyor musun? Bir rüya olsam gördüğün. Beni hatırlasan sabah uyanınca. Hiç aklında yokken birden düşüncende oluversem. İçinde çok derinde bir yerde beni çok özleyen bir adam uyansa. Güldüğümü hatırlasan, üzüldüğümde sana nasıl baktığımı, kızdığımda biri havaya kalkan kaşlarımı, içinde hep hüzün saklayan bakışlarımı… Bütün gün aklını kurcalasam… Kalabalık caddelerde yürürken Çamlıca’da gözlerine değen gözlerimi hatırlasan. Utanıp başımı çevirişim gelse aklına. Gülümsesen… Beni görsen rüyanda. Hiç aklında yokken içini bir sızı kaplasa. Sesimi hatırlamaya çalışsan. Hatırlayamasan. Ellerimi düşünsen sonra, küçük ve beyaz… İnce parmaklarımı anımsasan ellerinin arasındaymış gibi. Çay içtiğin bir kahvede, belki Pier Lotti de elmalı bir nargile dumanında içini sarıveren hüznün olsam. Seni ne çok sevdiğimi hatırlasan. Efkara bulansa İstanbul. Boğazı geçerken zalimce önüne dikilen Kız Kulesine bakarken adımı hecelesen belli belirsiz. Bir vapur güvertesinde yalnız ve sessiz beni hatırlasan... Ağlasan… Martlara ekmek atsan tek başına. Biraz özlem emanet etsen kanatlarına ve bana yollasan. Rüyanı unutmaya çalıştıkça aklına düşse varlığım. Mısır çarşısından çıkarken bana benzeyen bir kadın görsen sonra. Eminönü’de vapura binen insanlar arasında beni arasa gözlerin. Galata’yla göz göze gelsen. Suçlulukla eğsen başını öne. Bakmaya korkarak geçsen Galata kulesinden. Karaköy’de bulutlu bir Pazar sabahı olsa tüm zamanlar. Damağında hala o böreğin tadı, kulaklarında neşeli kahkaham, güzel bir g&uu... Devamı

18 08 2012

Ahmet'ten size... (Yamak Ahmet son sahne)

  İşte yine her şeyin başladığı yerdeyiz. Seni ilk defa burada buldum, yine burada kaybettim… Bu dükkanın tüm kokularını sevdama kattım geceler boyu… Bu sıradan sokağın, sıradan dükkanında çarptı kalplerimiz birbirine. Sen ben oldun, ben sen.  Acılarla yoğruldu aşkımız, yar busesidir deyip gönlümüze bastık hüzünlerimizi. Cennet kapıları aralandı, gülden halılar serildi önümüze. Girmedik birbirimiz olmadan o kapıdan bile. Haram oldu gözlerimizin buluşmadığı her gün bize. Deniz kokun yokken küstü, hiç güzel kokmadı baharatlar bile. Binlerce gözden yaş süzülürken, milyonlarca yürek secde etti aşkımızın önünde. Canlar dile gelip Allah’a haykırdı, Rabbim bize de böylesini nasip et diye. Kimi Dilruba gibi sevilmek isterken, kimi Ahmet gibi tutuşmak kül olmak istedi aşkın ateşinden. İşte burada, bunca insanın dualarında yazıldı bizim masalımız. Biz erdik muradımıza, siz çıkın kerevetine… Masal bitti... Hoşçakalın...   https://www.facebook.com/photo.php?v=256790051107616     Devamı

14 08 2012

İSTERİM Kİ ADIM GÖNÜL YARAN OLSUN... (AHMET'İN DİLRUBA'YA MEKTUB

    Ey benim gönlümü alan güzel… Ey benim gecem ve gündüzüm… Güneşim, sabah yıldızım… Rüyam ve hakikatim… Kalbimi avuçlarına teslim ettiğim…  Seni gördüğünden beri gözlerim her yere sen diye bakar, herkeste senin suretin, heryere kokunu taşır yaz rüzgarları, her şeyi sen diye severim… Sen benim dokunmaya kıyamadığım, adını anarken titrediğim, gözlerine hiç uzun uzun bakamadığım sevgilim… Sen benim yarim, yaram, derdim ve dermanımsın…  Her halini tattım aşkın… Yandım, kavruldum, kül oldum… Ama ben dün senin gözlerinde küllerimden yeniden doğdum… Senin de yüreğin külün içinde saklanan kordur bilirim. Ben sabrı öğrendim. Bir daha kül olmak, bir daha her halinden geçmek için aşkın şimdi varlığında tekrar yanıyorum.  Bilir misin Dilruba’m, deniz gözlüm… Aşk hançer gibidir. Gelir saplanır yüreğine… Hiç geçmeyecek bir yara olur içinde. Kanadıkça seversin… Acıdıkça yanarsın… Her halden geçersin de yine aşktan geçemezsin… Çünkü aşktan nasibini almak da bir lütuftur… Ben nasibimi aşktan, senden almışım. İsterim ki sen de benden bul. Sen de benden al nasibini aşkın…  Adım gönül yaran olsun…  İsterim ki gönlümü aldığın gibi gönlünü alayım… İsterim ki senin yüreğine saplanan hançer ben olayım…   Devamı

03 08 2012

GİT DİYORSUN (AHMET'İN DİLİNDEN)

  Git diyorsun…  Gidiyorum!  Bilmem kaç gündür yol alıyorum. Arkamı dönerek değil, gözüm arkada kalarak gidiyorum. İçimin bir parçasını, yüreğimin yarısını ve gözlerimi seni son gördüğüm yere saklıyorum. O yerde atıyor hala yüreğim. Hala senli zamanların sarhoşluğu başımda. Dilimde sana dair kelimeler, aklımda senden kalan binlerce an, binlerce anı... Yüreğim sende kaldı.  Git diyorsun…  Bir daha gelme diyorsun…  Şimdi fethedilmemiş bir şehir oldu gözlerin. Yüreğimin dağlarından sessizce hüzünler indiriyorum gönlüne. Sana sesleniyorum ve sen öyle duymuyorsun ki sesimi… Feth edemediğim o şehrin her bir zerresiyle her an sana haykırıyor içimde bir yer. Duymuyorsun… Duymak istemiyorsun…  Git diyorsun… Bana git diyorsun… Devamı

01 08 2012

EMİN USTA'NIN DİLİNDEN ŞEHZADE MUSTAFA (YAMAK AHMET)

  Kardeşler ne yalan söyleyeyim, benim ayaklarım Zal Mahmut’a gitmez. Sebepsiz değil elbet! Niyesini anlatayım. Bilirsiniz ben Bursa’da büyüdüm. Şehzade Mustafa’nın kabri hemen üst sokağımızdaydı. Babam nerde bir zulüm görse Şehzade Mustafa’nın ruhu şad olsun diye dua ederdi.  Babama dedesi anlatmış, Mustafa Bursa’ya defnedilirken halk ağlamaktan bitap düşmüş; öyle ağır gelmiş insanlara, çünkü ölümü haksız bir ölümmüş! Şehzade Mustafa ki düşmana baktığında kalbi durur, dosta güldüğünde çare olurmuş. Öyle mert bir yiğitmiş…  Kardeşler zulüm ile abad olanın ahiri berbad olur derler. Şeytanın bin türlü oku vardır, hepsi de fitneye çıkar. Mahidevran hatun şu cihana bir yiğit doğurmuş, gelin görün ki yiğidin vadesi daha doğarken dolmuş! Şehzade Mustafa: Sultan Süleyman’ın en büyük oğluydu. Hünkâr olmaya en yakın ve en layık varis de oydu. Sultan’ın diğer bütün evlatları: Şehzade Mehmet, Cihangir, Beyazid, Selim hep Hürrem Hatun’dan olma idi. Kadere bakın ki Hürrem Hatun koca dünyaya sığdırmadı Şehzade Mustafa gibi yiğidi. Belki korktu, hünkâr olursa oğullarıma kıyar diye, belki de kalbinde korkudan hiç eser yoktu, en doğrusunu Allah bilir. Amma şu var ki Damadı Rüstem ile bir olup Mustafa’yı Sultan Süleyman’ın gözünden düşürmeyi bildiler! Şehzade Mustafa yeniçerinin karşısına çıkınca asker canını verecek gibi olur, halkın arasına karıştığı vakit ahali etrafında pervane gibi dönermiş. Kardeşleriyle buluşunca o şehzade Cihangir, Mehmet eriyip gidermiş, öyle severlermiş birbirlerini! Sultan Yavuz Selim’i gören büyükler Şehzade Mustafa’nın ona ne kadar ben... Devamı

31 07 2012

KUŞLAR VE BÖCEKLER...

  Kuşları oldum olası çok severim. Martıları, kırlangıçları, serçeleri… Özgürdürler çünkü, canlarının çektiği yere giderler. Biraz ürkek, biraz kaygılı ama mağrurdur kuşlar. Yanıbaşımızda yaşayıp hiç dokunamadığımız yarenlerimizdir. Bazı kadınlar kuşlara benzer. Onlara yaklaştığınızda ürker kaçarlar. Bir kediyi sever gibi elinizi uzatıp sevemezsiniz onları. Onlara dokunmak yürek ister. Onlar insanların gözlerindeki yalan dolan bakışları da, İçten sevgiyi de görürler. Kime yanaşacaklarını, kime sokulacaklarını bilirler. Güvenli eller ararlar konmak için. Size yaklaşsalar, elinize konsalarda alıp avucunuzda sıkamazsınız onları. Bir kafese koyamazsınız. Elinizden beslenseler de size esir olmayan ruhları vardır. Onlar özgürlüğe meftundur. Özgür kaldıkları sürece sizin olurlar. Onları anlamak güçtür. Ne zaman sokulacaklarını, ne zaman ürküp kaçacaklarını kestiremezsiniz.. Bir bakarsınız yanıbaşınıza konuvermiş, bir bakarsınız uçup gitmiş ellerinizden. Ancak güvenirlerse gelirler ardınızdan. Bir de böcekler vardır. Çoğu zaman tiksindiğimiz, evimizdeki, yakınımızdaki varlığından rahatsızlık duyduğumuz yaratıklar. Böcekler bizden beslenmeye alışmıştır. En kuytu köşelerimize girer, en olmadık yerlere saklanırlar. Varlıklarını gizlice ve sinsice sürdürürler hayatımızda ve ben böcekleri hiç sevmem. Bazı erkeklerde böceklere benzer işte. Gelip hayatımıza olmadık bir yerinden sızıverir, olmadık bir zamanda karşımıza dikiliverirler. Korkuturlar, sindirirler, ısrarcıdırlar. Varlıkları görünmeseler de huzursuzluk verir. Bir görünüp bir kaybolurlar. Tam onu yok etmek üzereyken kuytu köşelere kaçarlar. Elimizin uzanmayacağı, yetişemeyeceğimiz yerlerden varlıkların... Devamı

31 07 2012

EMİN USTANIN DİLİNDEN... (YAMAK AHMET)

  Her mevzuda kararını bilmek lazım. Herşeyin bir kararı var. Yemenin, içmenin, uyumanın, sevinmenin, öfkelenmenin…   Canımız yanar bazen. İnsanların sözleri, halleridir canımızı yakan. İğnelerini batırırlar, umudumuzu kırarlar, canımızı acıtırlar. Biz de onlara aynı karşılığı vermek isteriz. Nefsin imtihanı ağırdır evladım. Kötülüğe misliyle muamele etmek ister. Ama iyi yürekli insanlar kötülük edemez. Hamurlarında yoktur ki… Karşısındakini yaraladıkça, kendi canlarını yakarlar bilmeden.   Amma velakin bilesin ki nefsine yenildikçe çiğ kalır insan. Tadı, tuzu, yüzünün nuru silinir. Evladım Allah sevdiği kuluna verir derdi. Bilir misin? Firavun’un ömrü boyunca başı bile ağrımamıştır. Çünkü Allah’ın onu huzurunda görme arzusu yoktur… Oysa ki bizler Allah’tan gelene Eyvallah der, acıyı, derdi bağrımıza basarız. Yaratandan gelen başımız gözümüz üstüne. Yanarız evet ama yanmadan pişilmiyor. Yanmadan hamsın, çiğsin…  Devamı